AHES İçerik Portalı
20 TEMMUZ 2026
20 Okunma
0 Beğeni
AHES’ten Danıştay Kararına Hukuki İtiraz: "Kanunda Olmayan Görev, 'İstemeyen Ayrılır' Gerekçesiyle Meşrulaştırılamaz"
AHES, aile hekimlerine kanunsuz adli tabiplik görevi verilmesine dair Danıştay'ın "istemeyen ayrılır" gerekçeli ret kararını Anayasa'ya aykırı bulmaktadır. Adli tabiplik, sınırları kanunla belirlenmesi gereken ağır bir görevdir. Yargı çalışana "istifa et" diyemez; idareyi angarya yasağı kapsamında denetlemelidir.

Kanunda Olmayan Adli Tabiplik Görevi, “İstemeyen Ayrılır” Gerekçesiyle Meşrulaştırılamaz
Danıştay İkinci Dairesinin E.2025/1698 sayılı dosyasında 12.02.2026 tarihinde verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin hukuki değerlendirmemizdir:
Danıştay İkinci Dairesinin E.2025/1698 sayılı dosyasında, aile hekimlerine mesai dışında adli tabiplik görevi yükleyen düzenlemeye yönelik yürütmenin durdurulması istemi reddedilmiştir. Söz konusu karar, uyuşmazlığın esasını kesin olarak sonuçlandıran nihai bir hüküm değildir. Bununla birlikte, çoğunluk gerekçesinde yer verilen; aile hekimlerinin bu görevleri yerine getirmek istememeleri hâlinde sözleşmelerini sona erdirebilecekleri veya yenilemeyebilecekleri yönündeki değerlendirme, davanın temelini oluşturan kanunilik itirazını karşılamamaktadır.
Yargısal denetimde cevaplanması gereken soru, aile hekiminin görevinden ayrılıp ayrılamayacağı değildir. Asıl mesele; idarenin, mesai dışında ve nöbet sistemi içinde yürütülecek adli tabiplik görevini aile hekimlerine açık, belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanakla yükleyip yüklemediğidir.
Anayasa’nın 123. maddesine göre idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. Anayasa’nın 124. maddesi uyarınca yönetmelikler, ancak kanunların uygulanmasını sağlamak ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla çıkarılabilir. Yönetmelik, kanunda bulunmayan asli ve sürekli bir kamu görevini ilk elden oluşturamaz; kanunu uygulayabilir fakat kanunun yerine geçemez.
Sözleşme İmzalamak Anayasal Güvencelerden Vazgeçmek Değildir
Aile hekimliği sözleşmesi, eşit taraflar arasında kurulan sıradan bir özel hukuk sözleşmesi değildir. Aile hekimleri kamu hizmeti yürütmekte ve Anayasa’nın 128. maddesinde güvence altına alınan kanunilik ilkesi kapsamında bulunmaktadır.
Aile hekiminin sözleşmeyi kendi iradesiyle imzalaması, idarenin daha sonra yönetmelikle oluşturacağı her türlü görevi peşinen kabul ettiği veya Anayasa’dan doğan güvencelerinden vazgeçtiği anlamına gelmez. Kamu görevine gönüllü olarak başlanması, görev tanımının idare tarafından sınırsız biçimde değiştirilebilmesine hukuki dayanak oluşturmaz.
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinde çalışma usulleri ve iş tanımlarına ilişkin bazı hususların yönetmelikle düzenlenebileceğinin belirtilmiş olması da idareye, kanunda yer almayan yeni ve asli bir kamu görevini sınırsız biçimde oluşturma yetkisi vermez.
Bu nedenle “Görevi istemiyorsan sözleşmeni sona erdirebilirsin” yaklaşımı hukuki bir cevap değildir. Kamu görevlisinin görevinden ayrılabilme imkânı, idarenin kanuni dayanağı tartışmalı bir yükümlülük getirmesini hukuka uygun hâle getirmez.
Adli Tabiplik Sıradan Bir Ek Görev Değildir
5258 sayılı Kanun’da aile hekimlerine mesai dışında, sürekli ve nöbet esasına dayalı olarak adli tabiplik hizmeti yürütme görevi; kapsamı, süresi, sorumlulukları ve mali karşılığıyla açık biçimde düzenlenmiş değildir.
Adli tabiplik; ölüm nedeninin ve adli bulguların değerlendirilmesi, tıbbi delillerin kayda geçirilmesi ve ceza soruşturmasına etki edebilecek raporların hazırlanması yönüyle özel ve teknik bilgi gerektiren, bilirkişilik niteliği taşıyan ağır sorumluluklu bir faaliyettir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 86. maddesinde, adli ölü muayenesinin Cumhuriyet savcısının huzurunda görevlendirilen bir hekim tarafından yapılacağı düzenlenmiştir. Ancak bu hüküm, söz konusu hizmetin sürekli ve genel bir nöbet yükümlülüğü hâlinde aile hekimlerine verilmesi anlamına gelmemektedir.
Bir hekimin belirli bir adli olay için görevlendirilmesi ile bütün aile hekimlerinin yönetmelik yoluyla sürekli bir adli tabiplik nöbet sistemine dâhil edilmesi aynı hukuki mesele değildir. Sürekli, zorunlu ve mesai dışı bir görevlendirmenin kapsamı, sınırları, çalışma şartları, eğitim gerekleri, sorumluluk rejimi ve mali karşılığı KANUNLA açıkça belirlenmelidir.
Bilirkişilik Niteliğindeki Hizmet Karşılıksız Bırakılamaz
Adli tabiplik hizmeti kapsamında düzenlenen raporlar; soruşturmanın yönünü, kişilerin özgürlüğünü, ceza sorumluluğunu ve maddi haklarını doğrudan etkileyebilir. Hekim, düzenlediği rapor nedeniyle yıllarca sürebilecek ceza, tazminat, disiplin ve mesleki sorumluluk süreçleriyle karşılaşabilir.
Böylesine ağır sorumluluk taşıyan bir görevin;
- Açık kanuni dayanak,
- Yeterli eğitim,
- Güvenli çalışma koşulları,
- Ulaşım ve ekipman imkânları,
- Görev ve sorumluluk sınırları,
- Hukuki koruma mekanizmaları,
- Adil ve belirli bir ücret
sağlanmadan aile hekimlerine yüklenmesi kabul edilemez.
Bilirkişilik mevzuatında, özel ve teknik bilgi sunan kişilere ücret ödenmesi ve yapılan giderlerin karşılanması öngörülmektedir. Mühendis, mali müşavir, hesap uzmanı veya başka bir meslek mensubu adalet hizmetine teknik katkı sunduğunda emeğinin karşılığını alırken; adli tıbbi değerlendirmeyle çok daha ağır mesleki ve hukuki sorumluluk üstlenen hekimin emeğinin karşılıksız veya karşılığı belirsiz bırakılması hukuk devleti ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmaz.
Bu durum, Anayasa’nın 18. maddesinde düzenlenen angarya yasağı ile 55. maddesinde yer alan “Ücret emeğin karşılığıdır” ilkesi bakımından da ciddi hukuki sorunlar doğurmaktadır.
Önceki Yargı Kararları Gerekçede Tartışılmalıydı
İtiraz dilekçesinde Danıştay İkinci Dairesinin E.2020/2443, K.2021/288 ve E.2020/1840, K.2020/3136 sayılı kararları ile Danıştay Beşinci Dairesinin E.2013/6038, K.2015/7834 sayılı kararlarına atıf yapılmış; görevin kanuni dayanağı ve aile hekimlerinin görev sınırları yönünden esaslı itirazlar ileri sürülmüştür.
Mahkemenin önceki içtihatlardan farklı bir sonuca ulaşması mümkündür. Ancak bu durumda söz konusu kararların somut uyuşmazlıktan hangi gerekçelerle ayrıldığının açıklanması ve davacının sonucu etkileyebilecek temel iddialarının karşılanması gerekir.
Anayasa’nın 141. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar yükümlülüğü, yalnızca ulaşılan sonucun açıklanmasını değil; uyuşmazlığın merkezindeki esaslı hukuki itirazların makul ve yeterli gerekçelerle cevaplandırılmasını da gerektirir.
Aynı Gerekçe Diğer Kamu Görevlilerine Uygulansa Kabul Edilebilir mi?
Kararda benimsenen yaklaşımın hukuki sakıncası, aynı mantık diğer kamu görevlilerine uygulandığında daha açık görülmektedir.
Hâkimler de mesleklerini kendi iradeleriyle seçen ve kamu hizmeti yürüten kişilerdir. Ancak hiç kimse, hâkimlerin bu mesleği gönüllü olarak seçtiklerinden hareketle ücretlerinin keyfî biçimde azaltılabileceğini, izin haklarının kaldırılabileceğini veya kendilerine kanunda bulunmayan ve yargısal görevleriyle ilgisiz işler yüklenebileceğini ileri süremez.
Bir hâkime, “Bu mesleği kendi isteğinle seçtin; öyleyse kanunda bulunmayan görevi de yerine getir, kabul etmiyorsan görevinden ayrıl” denilmesi nasıl hukuk devletiyle bağdaşmazsa, aynı yaklaşımın aile hekimleri bakımından benimsenmesi de kabul edilemez.
Bu karşılaştırmanın amacı herhangi bir yargı mensubunu hedef almak değil, kullanılan gerekçenin bütün kamu görevlilerine uygulanması hâlinde ortaya çıkacak hukuki çelişkiyi göstermektir. Anayasal güvenceler, kişinin kamu görevine zorla veya gönüllü olarak başlamasına göre değişmez.
Yargısal Denetimin Görevi “Kabul Et veya Ayrıl” Demek Değildir
Yargısal denetimin görevi, kamu görevlisine “Hesabına gelirse yap, gelmiyorsa ayrıl” demek değildir. Yargının görevi; idarenin yüklediği görevin kanuni dayanağını, kapsamını, sınırlarını, ücretini, sorumluluk rejimini ve Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir.
Hak arayan bir kamu görevlisinin karşısına mesleğini ve geçimini kaybetme seçeneğinin çıkarılması, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki oluşturmaya elverişlidir. Hukuk devleti, kamu görevlisine kanuni dayanağı tartışmalı bir görevi kabul etmek ile mesleğini bırakmak arasında seçim yaptıramaz.
Danıştay İkinci Dairesinin yürütmenin durdurulması istemini reddederken kullandığı “İstemeyen sözleşmesini sona erdirebilir veya yenilemeyebilir” gerekçesi; dava konusu düzenlemenin kanuni dayanağının, görev sınırlarının, mali karşılığının ve sorumluluk rejiminin incelenmesinin yerine geçemez.
Eleştirimiz, karar veren hâkimlerin şahsına veya yargı kurumuna değil, yalnızca çoğunluk gerekçesinin hukuki yeterliliğine yöneliktir. Beklentimiz; itiraz ve esas incelemesi aşamalarında uyuşmazlığın kanunilik, normlar hiyerarşisi, belirlilik, ölçülülük, angarya yasağı, emeğin karşılığı, gerekçeli karar ve etkili hak arama özgürlüğü ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesidir.
Aile Hekimliği Hukuk ve Eğitim Sendikası (AHES)
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!






